İdare hukuku

İdare hukukunun, geniş ve dar olmak üzere 2 farklı tanımı yapılabilir. Kısaca idare hukuku; idarenin kuruluş ve işleyişine uygulanan kamu hukuku kurallarının bütünüdür. İdare kavramı hem kamu kesimi hem de özel kesim için geçerlidir. İdare hukukunun konusu olan idare ise kamu idaresidir. İdare Hukuku, idarenin kuruluş ve işleyişine uygulanan kamu hukuku kurallarının bütünüdür. Diğer bir ifadeyle, idare hukuku, idare organını ve fonksiyonunu düzenleyen özel hukuk kurallarını aşan hukuk kuralların bütünüdür.İdare hukuku, idarenin hukuku değildir. Çünkü idareye bazı durumlarda özel hukuk kuralları da uygulanabilir.
İdare hukuku, idarenin kuruluş ve işleyişine uygulanan kamu hukuku kurallarının bütünüdür. İdare hukuku, tek bir kanun kitabında düzenlenmiş bir hukuk dalı değildir. İdare hukuku kapsamındaki konuları düzenleyen kanunlar elbette vardır. Ancak idare hukukunun en önemli kaynağı idari yargı içtihatları olagelmiştir. Örneğin, idare ihtiyacı olan bir binayı bir özel kişiden kira sözleşmesi ile kiralayabilir. Bu kira sözleşmesi idare hukukuna değil, borçlar hukukuna tabidir ve uyuşmazlık çıkması halinde adli yargıya gidilir. İdare hukuku ile ilgili bir durumda mevzuatı iyi bilen tecrübeli idare hukuku avukatı işinizi kolaylaştıracaktır. İdare hukukuyla ilgili detaylı
bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

idare-hukuku

İdare Hukuku

2709 Kanun numaralı 1982 Anayasası “Hukuk Devleti” ilkesine bünyesinde başta 2. maddesi olmak üzere yer vermiş ve bu ilkeyi benimsemekle hukuk devleti olmanın gerekliliğini anayasal düzeyde, teorik bağlamda işlemiştir. Bu ilkenin esas öğesi, Devlet içinde bütün kamusal hizmet ve idari birimlerin, yargısal denetime tabi tutulabilmesidir. Hukuk Devleti ilkesinin yansıması olarak kabul edilen İdari Rejim ‘in önemli özelliklerinden birisi de, idarenin eylem ve işlemlerinin yargısal denetime tabi tutulması ve bu yargısal denetimin genel mahkemeler (adli yargı yerleri) değil, özel mahkemeler tarafından yapılmasıdır.
İdarenin, idari yargı yerlerince yargısal denetime tabi tutulması hukuk devleti ilkesinin en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Buradan hareketle, yalnızca idarenin değil, Devletin de bütün eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi tutulması olgusu da hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu olmaktadır. Kural olarak idarenin işlem ve eylemleri üzerindeki yargısal denetim, hukuka uygunluk açısından yapılmaktadır. İdarenin işlem ve eylemlerinin yerindeliği yargı yerlerince denetlenemez.

Yerindelik denetimi ise idarenin kendi iç birimlerince yapılmakta olup idari yargının görev alanı dışında kalan bir konu olmaktadır
İdari işlemler yargısal denetime tabi tutulurken hukuka uygunluk denetiminin esas unsurları olan “Yetki”, “Şekil”, “Sebep”, “Konu” ve “Maksat” unsurlarını açıklamaya çalışarak bu yönlerden birinin veya birkaçının sakat olması halinde işlemlerin iptale mahkûm edilmeleri söz konusudur.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayıl-mış ve 1-a fıkrasında “idari işlemler hakkında yetki, sekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” şeklinde iptal da-vasının
ana hatlarıyla tanımı yapılmıştır.

Bu tanımın aynısı ifadeler, 521 sayılı Danıştay Kanunu’nun 30. maddesinin (A) fıkrasında da yer almaktaydı.
2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesindeki iptal davası tanımı 18.6.1994 gün ve 4001 sayılı Yasanın 1. maddesi ile değiştirilmiş ve iptal davası bu kez “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere, kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” şeklinde tanımlanmıştır.
4001 sayılı Yasa ile iptal davasının tanımında yapılan bu değişiklik çalışmamızın “Giriş” bölümünde de belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi-nin 21.9.1995 gün ve E;1995/27,1995/47 sayılı kararı ile tümüyle iptal edilmiştir. Yeri gelmişken vurgulanmakta fayda görüyoruzki anayasa Mah-kemesi iptal nedeniyle doğan, kamu düzenini ve kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek hukuksal boşluğun giderilmesi için iptal kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı 10.4.1996 tarihinden başlayarak üç ay sonra yani 10.7.1996 günü yürürlüğe girmesine de karar vermiş ve 10.7.1996 günün-den bugüne değin yasama ofganı halen daha da yasa yapma görevini yerine getirmemiş ve 2577 sayılı Yasanın 2/1 -a maddesini düzenlememiş, iptal davasının Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası tanımı yapılmamıştır. Durum böyle iken idari yargı yerleri önlerine gelen uyuşmazlıklarda, 2577 sayılı Yasa da yazılmış olan eski iptal davası tanımı ve Danıştay İçti-hatları ile belirlenen iptal davası tanımlarından hareketle iptal davalarını çözüme kavuşturmaktadırlar. Gerek 521 sayılı Danıştay Kanunu, gerek 2577 ve 4001 sayılı Yasa ile iptal davası için ya¬pılan tanım ve gerekse idari yargı yerlerince iptal davası için eski yasalar ve Danıştay İçtihatları ışığında şekillenen tanımların ortak yönü, iptal davaları ile yapılan hukuka uygunluk denetiminin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönlerinden cereyan edeceği olgusudur.

“YETKİ” İdare hukukumuzda kamu düzeni ile ilgili geniş anlam yük-letilmiş bir terim olup, genel olarak yer yönünden yetki, zaman yönünden yetki, kişi yönünden yetki ve konu yönünden yetki olarak iptal davalarında bu bağlamda irdelenmektedir. Yer yönünden yetki, kamu görevlilerinin coğrafi alan bakımından önceden belirlenmiş yetkilerini, zaman yönünden yetki ise kamu görevlisinin görevli olduğu süreç içinde kendisine tanınmış olan yetkiyi kullanabileceği hususlarını ihtiva etmektedir. Kişi yönünden yetki ile de astın üst yerine veya üstün ast yerine işlem tesis etmesi, iki ayrı idari kuruluştan birinin diğeri yerine işlem tesis etmesi, aynı idari teşkilat içerisinde idari birimlerden biri-nin diğeri yerine işlem tesis etmesi, birden çok idari birimin katılmasıyla tesis olunması gereken işlemlerde bu katılımın gerçekleştirilmesi suretiyle iş¬lem tesis olunması hususlarını içermektedir. Bu konularda sakatlık bulun¬ması hali işlemin iptalini gerektirmektedir.
“SEKİL” İdari İşlem üretme sürecinde takip edilecek yöntemler ve iş-lemin icrai nitelik alması için tamamlanması gereken aşamalar sekil unsuru¬nu oluşturmaktadır. Resmi Gazete’de yayınlanması gereken bir tüzük veya yönetmeliğin yayınlanmaması o tüzük veya yönetmeliği şekil yönünden yok hükmünde kılmakta iken idarenin hukuki düzenlemelerle önceden belirlenmiş yöntemlere uymaması, işlem tesis edebilmesi için gerekli ön hazır-lıkların yapılmaması, toplantı ve görüşme yöntemine uyulmaması, kişilere tanınan hakların kullandırılmadan işlem tesis olunması ve işlem tesis olu-nurken izlenen yönteme işlem ortadan kaldırılırken de uyulmaması işlemi şekil yönünden sakatlar ve iptalini gerektirir.
“SEBEP” unsuru da işlemin dayanağını göstermektedir. Bu unsur, idareyi işlem tesis etmeye yönelten maddi ve fiili olaylar ya da hukuki gelişmeler olarak ifade edilmektedir. Sebep unsuru idari işlemlerin diğer unsur-larından farklı olarak işlem tesis olunmadan önce bulunmaktadır.
“KONU” unsuru İdare hukukunda işlemlerin doğurduğu sonuç anla-mını vermektedir. Diğer bir deyişle idari işlemin konu unsuru o işlemin hu-kuk aleminde yaptığı etki ve doğurduğu hukuki sonuç veya hüküm olarak ifade edilmektedir. İşlem ile elde edilmek istenilen sonucun imkânsız olması, gayri meşru ya da kanun ile suç sayılması o işlem tesis olunurken dayanak alman hukuk kuralının yanlış seçilmesi ve uygulanması, işlemi sakat kıl-makta ve konu unsuru yönünden iptalini gerektirmektedir. “MAKSAT” unsuru ise iptal davalarında işlemler üzerinde cereyan edecek hukuka uygunluk denetiminin final unsurudur. Maksat unsuru ile idari işlemden beklenen ve hedeflenen nihai amaç anlatılır. Burada önem ar- zeden husus maksat yönünden hukuka aykırılığın tespitinin diğer unsurlara nazaran farklılık oluşturduğudur. Gerçektende yetki, şekil, sebep ve konu unsurları yönlerinden hukuka aykırılığın tedbiri dosya içeriğinde bulunan belgelerden çıkarılabilmekte iken maksat unsuru yönünden hukuka aykırılık durumunda ise işlemi tesis eden idare ajanının niyetinin araştırılması ve bir sonuca varılması gerekmektedir. Nitekim diğer unsurlardan yine farklı olarak maksat unsurunda idari yargıç, davacının istemi üzerine araştırma yapmak durumundadır.

İdare Hukukunun Özellikleri;

● İdare hukuku genç bir hukuk dalıdır.
● İdare hukuku “tedvin” edilmemiş bir hukuk dalıdır.
● İdare hukuku, büyük ölçüde, “içtihadî” bir hukuk dalıdır.
● İdare hukuku bağımsız bir hukuk dalıdır.
● İdare hukuku “statüsel” niteliktedir. Yani idare hukuku
● durumları akdi ve iradî değil, kanunî ve nizamidir.
● İdare hukuku işlemleri “tek taraflı”dır.
● İdare hukukundan doğan uyuşmazlıklar, kural olarak, idarî
● yargıda karara karara bağlanır.
● İdare hukukunda örneğin belli bir memurun ya da öğrencinin
● hak ve yükümlülükleri değil, genel olarak aynı konumda bulunan memurların
● hukuki durumları genel, soyut, sürekli ve kişilikdışı kurallarla
düzenlenmektedir.
● Belli bir kişiye yönelik idari tasarruflar sadece o kişi için özel hukuki sonuçlar
● doğurmakta örneğin kayıt işlemi ile bir kişi öğrencilik statüsü içine girmekte,
● emeklilik ile bir memur, memur statüsünden çıkmaktadır.
● Genel, soyut, sürekli ve kişilikdışı genel normlarla düzenlenen
● idare hukukunda bu nedenle özel hukuktakine benzer bir
● kazanılmış haktan bahsedilemeyeceği belirtilmektedir.
● Zira idare hukukunda bir statünün içinde bulunmak, kişiye
● kazanılmış hak bahşetmez. Yani statüyü düzenleyen genel, soyut,
● sürekli ve kişilikdışı kurallar, o statü içindekiler için kazanılmış
● değildir.
● Ancak statüyü düzenleyen genel normlar, bireylere özel normlarla
● (özel, somut, bir kere uygulanmakla tükenen) uygulanarak kişisel
● hukuki durumlar ortaya çıkarsa, yani statüye ilişkin kural, hukuka
● uygun bir şekilde, kişiye birel işlem ile uygulanırsa kazanılmış
● haktan bahsedilebilir
Kamu idaresi ile özel idareler arasındaki farklılıklar:
● – Amaçları farklıdır : Kamu yararı-özel yarar
● – Kamu idareleri kamu gücü ile donatılmıştır. Buna karşılık