TÜRK VE ALMAN MİRAS HUKUKU SİSTEMLERİNİN MUKAYESELİ ANALİZİ: KANUNLAR İHTİLAFI VE MÜLKİYET REJİMLERİ
Küreselleşen dünyada bireyler farklı ülkelerde malvarlığı edinmektedir. Bu durum miras hukukunu ulusal sınırların dışına taşımaktadır. Türkiye ile Almanya arasındaki yoğun demografik ilişkiler, sınır ötesi mülkiyet intikallerini her geçen gün daha karmaşık hâle getirmektedir. Bir devletin miras hukuku kuralları, diğer devletin mülkiyet rejimiyle sıklıkla çatışmaktadır. Bu nedenle yabancılık unsuru taşıyan miras uyuşmazlıklarında yetkili hukuku belirlemek hukuki bir zorunluluk oluşturmaktadır.
BÖLÜM 1: MİLLETLERARASI MİRAS HUKUKUNDA KANUNLAR İHTİLAFI VE BAĞLAMA KURALLARI
Miras hukuku yabancılık unsuru içerdiğinde, uyuşmazlıklar doğrudan kanunlar ihtilafı alanına girmektedir. Türk ve Alman sistemleri arasındaki yapısal farklar uygulamada teknik engeller yaratmaktadır. Bu nedenle uygulanacak hukuku doğru şekilde belirlemek, statü haklarının korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Uluslararası özel hukuk, bu karmaşayı bağlama kuralları aracılığıyla sistematik biçimde yönetmektedir.
1.1. Lex Patriae ve Lex Rei Sitae İlkelerinin Statü Üzerindeki Etkileşimi
Yetkili makamlar, mirasın tasfiyesinde taşınır ve taşınmaz mallar için farklı hukuk kuralları uygulamaktadır. Kural olarak taşınır mallar murisin ölüm anındaki millî hukukuna tabi olmaktadır. Buna karşılık taşınmazların intikali, malın bulunduğu yer hukukuna göre gerçekleşmektedir. Bu ikili yapı, mülkiyetin tescili sürecinde yüksek düzeyde usulî dikkat gerektirmektedir. Akademik yaklaşım, bu karmaşayı çözmek için her iki ülkenin normlarını birlikte değerlendirmektedir.
1.2. MÖHUK Madde 20 ve Alman EGBGB Çerçevesinde Kanunlar İhtilafı
Türk hukuku, 5718 sayılı MÖHUK uyarınca mirasçıları belirlerken murisin millî hukukunu esas almaktadır. Alman hukuk sistemi ise EGBGB hükümleriyle daha katmanlı bir yapı öngörmektedir. Alman hukuku son yıllarda mutat mesken ilkesini ön plana çıkarmıştır. Bu yaklaşım, Türk-Alman vakalarında yetkili hukuk konusunda ciddi uyuşmazlıklara yol açmaktadır. Bu nedenle her somut olayda vatandaşlık ve yerleşim yeri unsurlarını birlikte analiz etmek gerekmektedir.
1.3. Mirasın Açılmasında Kamu Düzeni (Ordre Public) Müdahalesi
Türk makamları, yerel kamu düzenine açıkça aykırı buldukları yabancı mahkeme kararlarını tanımamaktadır. Özellikle saklı pay düzenlemeleriyle çelişen yabancı kararlar bu noktada sorun yaratmaktadır. Kamu düzeni müdahalesi, statü haklarını yerel normlarla uyumlu hâle getirmeyi amaçlamaktadır. Bu denetim, mülkiyetin intikali sürecinde keyfî uygulamaların önüne geçmektedir.
1.4. Atıf (Renvoi) Kurumu ve Uygulamadaki Etkileri
Atıf kurumu, kanunlar ihtilafı kurallarının başka bir devlet hukukuna yönlendirme yapmasıyla ortaya çıkmaktadır. Türk hukuku Alman hukukuna atıf yaptığında, Alman hukukunun bu yönlendirmeyi kabul edip etmediğini incelemek gerekir. Alman hukukunun yeniden Türk hukukuna yönelmesi hâlinde, uyuşmazlığın hukuki çerçevesi tamamen değişmektedir. Bu nedenle uygulayıcılar, atıf meselesini öngörülebilirlik ilkesine uygun biçimde yönetmelidir.
BÖLÜM 2: TÜRK MİRAS HUKUKU REJİMİNDE YABANCI MİRASÇILARIN HUKUKİ STATÜSÜ
Türk miras hukuku, yabancı mirasçıların hukuki statüsünü mülkiyet hakkının korunması ilkesi çerçevesinde düzenlemektedir. Medeni Kanun, yabancı uyruklu kişilere Türk vatandaşlarıyla büyük ölçüde eşit miras hakları tanımaktadır. Bu yaklaşım, özellikle tescil aşamasında doğabilecek hak kayıplarını önleyerek mirasçıların hukuki güvenliğini sağlamaktadır. Böylece sistem, mülkiyetin adil ve öngörülebilir biçimde intikalini teminat altına almaktadır.
2.1. Yabancı Uyruklu Eşin Kanuni Mirasçılık Sıfatı ve Saklı Pay Hakları
Türk Medeni Kanunu, yabancı uyruklu eşe kanuni mirasçılık sıfatını açıkça tanımaktadır. Sağ kalan yabancı eş, Türk vatandaşı eş ile aynı miras paylarına ve saklı pay haklarına sahip olmaktadır. Bu düzenleme, eşin ekonomik geleceğini güvence altına almakta ve mirasın paylaşımı sırasında ayrımcı uygulamaların önüne geçmektedir. Uygulamada makamlar, yabancı eşin saklı payını doğrudan dikkate alarak mülkiyetin intikalini gerçekleştirmektedir.
2.2. Türkiye’deki Taşınmaz Mülkiyetinin Yabancı Mirasçılara İntikali ve Tapu Kanunu
Türkiye’de bulunan taşınmazların yabancı mirasçılara intikali, Tapu Kanunu hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. İlgili tapu makamları, tescil aşamasında mütekabiliyet ilkesini ve askeri yasak bölge sınırlamalarını resen incelemektedir. Hukuki veya fiilî kısıtlamalara tabi taşınmazlar bakımından ise uygulayıcılar çoğu zaman satış veya tasfiye yolunu tercih etmektedir. Bu yöntem, mirasçıların mülkiyet değerini koruyarak hak kaybını önlemektedir.
2.3. Mirasın Reddi, Tasfiyesi ve Tereke Borçlarından Sorumluluk
Yabancı mirasçılar, mirasın açılmasıyla birlikte tereke borçlarından kural olarak sorumluluk üstlenmektedir. Terekenin borca batık olması hâlinde mirasın reddi, mirasçıları kişisel sorumluluktan koruyan etkili bir hukuki araç oluşturmaktadır. Reddi mirasın sınır ötesi etkileri, Türk ve Alman hukuk sistemleri arasındaki statü geçişlerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle uygulamada mirasçılar, tasfiye ve reddi miras seçeneklerini somut olayın özelliklerine göre dikkatle değerlendirmektedir.
BÖLÜM 3: ALMAN MİRAS HUKUKU VE TÜRK VATANDAŞLARININ MÜLKİYET REJİMLERİ
Alman miras hukuku, mülkiyetin intikali sürecini kendine özgü sistematik ilkeler ve kurallar çerçevesinde düzenlemektedir. Alman Medeni Kanunu (BGB) hükümleri, zilyetliğin doğrudan geçişi esasına dayanan “saizin” prensibini temel almaktadır. Türk ve Alman hukuk sistemleri arasındaki bu normatif farklılık, Türk vatandaşlarının Almanya’daki miras ilişkilerinde statü haklarını doğrudan etkilemektedir. Bu bölüm, Alman miras hukukunun temel yapı taşlarını ve Türk mirasçılar üzerindeki sonuçlarını açıklamaktadır.
3.1. Alman Medeni Kanunu Uyarınca Yasal Mirasçılık Esasları
Alman hukuk sistemi, mirasın intikalini zilyetliğin doğrudan geçişi ilkesi doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Murisin ölümüyle birlikte, hak ve borçlar herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın mirasçılara geçmektedir. Bu sistem, mirasçıların tereke üzerindeki hukuki konumunu derhal tesis etmekte ve mülkiyetin intikalini hızlandırmaktadır. Uygulamada bu doğrudan geçiş ilkesi, tescil işlemlerinde hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik sağlamaktadır.
3.2. Pflichtteil Sistemi: Alman Hukukunda Saklı Payın Parasal Alacak Niteliği
Alman miras hukukunda Pflichtteil sistemi, Türk hukukundaki ayni saklı pay rejiminden köklü biçimde ayrılmaktadır. Saklı pay sahibi mirasçı, tereke üzerinde doğrudan mülkiyet hakkı elde etmemekte; bunun yerine parasal bir alacak talep etmektedir. Bu yapı, özellikle taşınmaz mülkiyetinin bütünlüğünü korumakta ve miras paylaşımı sırasında parçalanmayı önlemektedir. Alman hukuk sistemi bu yöntemle mülkiyet istikrarını ve ekonomik dengeyi birlikte sağlamaktadır.
3.3. Alman Mahkemelerinin Yetkisi ve Mirasçılık Belgesi Süreçleri
Almanya’daki miras uyuşmazlıklarında yargı yetkisini, kural olarak murisin son mutat meskenindeki mahkemeler kullanmaktadır. Alman mahkemeleri, Avrupa Birliği Miras Tüzüğü kapsamında dünya genelindeki malvarlığı unsurları üzerinde yetki tesis edebilmektedir. Bununla birlikte taşınmazlar bakımından Lex Rei Sitae ilkesi devreye girmekte ve Türk maddi hukukunun uygulanmasına imkân tanımaktadır. Bu yetki dağılımı, uluslararası miras davalarında hukuki iş birliğini ve mülkiyet güvenliğini güçlendirmektedir.
BÖLÜM 4: EVLİLİK MAL REJİMİNİN TASFİYESİ VE MİRAS PAYINA ETKİSİ
Evlilik birliğinin ölümle sona ermesi, miras paylaşımına geçmeden önce mal rejimi hükümlerini uygulamayı zorunlu kılmaktadır. Uygulayıcı makamlar, sağ kalan eşin mülkiyet haklarını statü haklarını koruma ilkesi doğrultusunda tespit etmektedir. Bu yaklaşım, terekeyi eşin mal rejiminden doğan alacaklarından arındırarak gerçek tereke değerini ortaya koymaktadır. Böylece mülkiyetin intikali sürecinde hukuki kesinlik ve öngörülebilirlik sağlanmaktadır.
4.1. Ön Tasfiye İlkesi ve Net Terekenin Belirlenmesi
Miras paylaşımından önce, mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacakları ön tasfiye kapsamında ayırıyoruz. Bu süreçte uygulayıcılar, hangi malvarlığı unsurlarının terekeye ait olduğunu açık ve kesin biçimde belirlemektedir. Ön tasfiye, net terekeyi ortaya çıkararak mirasçıların statü haklarını korumaktadır. Bu yöntem, miras paylaşımı sırasında doğabilecek mülkiyet uyuşmazlıklarını baştan engellemektedir.
4.2. Edinilmiş Mallara Katılma Rejiminde Katılma Alacağı ve Değer Artış Payı
Türk hukuku, edinilmiş mallara katılma rejiminde sağ kalan eşe murisin edinilmiş mallarındaki değer artışı üzerinden alacak hakkı tanımaktadır. Katılma alacağı, miras paylaşımından önce terekenin aktifinden düşülmesi gereken öncelikli bir mali kalem oluşturmaktadır. Bu düzenleme, eşin evlilik süresince verdiği emeğin karşılığını güvence altına almaktadır. Böylece mülkiyetin intikali sürecinde adil paylaşım ilkesi etkin biçimde uygulanmaktadır.
4.3. Alman Hukukunda Zugewinnausgleich ve Miras Payının Sabit Oranda Artırılması
Alman hukuku, Zugewinnausgleich rejimi kapsamında sağ kalan eşin yasal miras payını sabit bir oranla artırmaktadır. BGB’nin 1371. maddesi uyarınca sağ kalan eşin miras payı dörtte bir oranında yükselmektedir. Bu sistem, ayrıca bir alacak hesabı yapılmasına gerek bırakmadan mal rejimi tasfiyesini pratik biçimde sonuçlandırmaktadır. Uygulamada bu yöntem, mülkiyetin tescil sürecini hızlandırmakta ve hukuki güvenliği artırmaktadır.
4.4. Aile Konutu ve Ev Eşyaları Üzerinde Mülkiyet veya İntifa Hakkı Tanınması
Türk Medeni Kanunu, sağ kalan eşin geleceğini güvence altına almak amacıyla aile konutu ve ev eşyaları üzerinde özel koruma sağlamaktadır. Sağ kalan eş, mal rejimi alacağına mahsuben aile konutu üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı talep edebilmektedir. Mahkemeler ve tapu makamları, bu talepleri değerlendirirken aile birliğinin korunması ilkesini esas almaktadır. Bu düzenleme, mülkiyetin intikali sürecinde sosyal dengeyi ve hukuki istikrarı birlikte sağlamaktadır.
BÖLÜM 5: AB MİRAS TÜZÜĞÜ 650/2012 VE MODERN ENTEGRASYON ARAÇLARI
Avrupa Birliği’nin 650/2012 sayılı Miras Tüzüğü, uluslararası miras hukukunda bütüncül ve öngörülebilir bir sistem kurmaktadır. Bu düzenleme, özellikle Almanya’da malvarlığı bulunan Türk vatandaşlarının miras ilişkilerini doğrudan etkilemektedir. Tüzük, mülkiyetin intikali sürecinde tek tip kurallar getirerek sınır ötesi uyuşmazlıkları azaltmayı hedeflemektedir. Böylece mirasçıların statü hakları, Avrupa çapında uyumlu bir hukuki çerçeve içinde korunmaktadır.
5.1. Tüzük Kapsamında Mirasın Bütünlüğü ve Tek Hukuka Tabilik İlkesi
AB Miras Tüzüğü, terekeye dahil tüm malvarlığı unsurlarını tek bir hukuka tabi kılmaktadır. Kural olarak murisin son mutat meskeni hukuku, dünya genelindeki tüm tereke üzerinde uygulanmaktadır. Bu ilke, Türk-Alman miras vakalarında sıklıkla karşılaşılan hukuki parçalanmayı ortadan kaldırmaktadır. Sonuç olarak mirasçılar, farklı ülkelerde farklı hukukların uygulanmasından kaynaklanan belirsizliklerle karşılaşmamaktadır.
5.2. Avrupa Mirasçılık Belgesi ve Veraset İlamlarının Tanınması
Avrupa Mirasçılık Belgesi, mirasçıların sıfatlarını ve yetkilerini tek bir belgeyle ispat etmelerine imkân tanımaktadır. Bu belge, tapu, banka ve benzeri resmî işlemlerde doğrudan kullanılabilmektedir. Türk vatandaşları açısından Avrupa Mirasçılık Belgesi, ek tanıma veya tenfiz prosedürlerine ihtiyaç duymadan mirasçılık sıfatının kabul edilmesini sağlamaktadır. Bu mekanizma, mülkiyetin tescili sürecini önemli ölçüde hızlandırmaktadır.
5.3. Professio Iuris: İrade Serbestisi Yoluyla Hukuk Seçimi
AB Miras Tüzüğü, murise mirasın tabi olacağı hukuku seçme imkânı tanımaktadır. Türk vatandaşları, vasiyetname yoluyla miraslarını Türk hukukuna tabi kılabilmektedir. Bu hukuk seçimi, Alman makamları nezdinde de geçerlilik kazanmaktadır. Böylece mirasçılar, saklı pay ve miras paylaşımı konularında Türk hukukunun koruyucu hükümlerinden yararlanmaktadır.
BÖLÜM 6: ÇİFTE VATANDAŞLIK VE TANIMA–TENFİZ PROSEDÜRLERİ
Çifte vatandaşlık statüsü, uluslararası miras uyuşmazlıklarında uygulanacak hukukun belirlenmesini doğrudan etkilemektedir. Türk ve Alman hukuk sistemleri, bu statüyü değerlendirirken farklı bağlama noktaları kullanmaktadır. Bu nedenle mirasın intikali sürecinde tanıma ve tenfiz prosedürleri, mirasçıların statü haklarını koruyan temel araçlar olarak öne çıkmaktadır. Uygulayıcılar, bu yargısal mekanizmaları etkin biçimde kullanarak mülkiyet güvenliğini sağlamaktadır.
6.1. Çok Uluslu Terekelerde Baskın ve Etkin Vatandaşlık Kriteri
Birden fazla vatandaşlığa sahip murislerin terekelerinde, uygulanacak hukuku belirlemek için baskın ve etkin vatandaşlık kriteri kullanılmaktadır. Uygulayıcılar, murisin hayatının ağırlık merkezini oluşturan vatandaşlığı somut olgular üzerinden analiz etmektedir. Yerleşim yeri, ekonomik faaliyetler ve aile bağları bu değerlendirmede belirleyici rol oynamaktadır. Bu kriter, mirasın hangi hukuka göre intikal edeceğini öngörülebilir hâle getirmektedir.
6.2. Alman Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi
Türk makamları, Alman mahkemelerinin miras hukukuna ilişkin kararlarını tanıma ve tenfiz prosedürleri çerçevesinde değerlendirmektedir. Mirasçılık belgelerinin Türk tapu sicillerine işlenebilmesi için kararların kesinleşmiş olması gerekmektedir. Uygulamada mahkemeler, kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığını özellikle incelemektedir. Bu denetim, mirasçıların mülkiyet haklarının Türkiye’de geçerli ve güvenli biçimde kullanılmasını sağlamaktadır.
6.3. Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi ve Mali Tasfiye Süreçleri
Uluslararası miras vakalarında vergilendirme, mülkiyetin intikali sürecinin önemli bir aşamasını oluşturmaktadır. Türk ve Alman vergi mevzuatları, aynı malvarlığı unsuru üzerinden mükerrer vergi doğmasına yol açabilmektedir. Bu riski önlemek amacıyla uygulayıcılar, çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarını ve iç hukuk hükümlerini birlikte değerlendirmektedir. Doğru yürütülen mali tasfiye süreci, mirasçıların ekonomik kayıplar yaşamasını engellemektedir.
BÖLÜM 7: OPERASYONEL BAŞARI VE GELECEK PROJEKSİYONLARI
Uluslararası miras hukukunda mülkiyetin korunması, yalnızca normatif kurallarla değil, etkin uygulama mekanizmalarıyla sağlanmaktadır. Türk ve Alman makamları, sınır ötesi terekelerde karşılaşılan sorunları teknolojik gelişmeler ve adli iş birliği araçlarıyla aşmaktadır. Bu yaklaşım, mirasçıların statü haklarını güçlendirirken mülkiyetin intikali sürecinde hukuki kesinliği artırmaktadır. Gelecek projeksiyonları, bu alanda daha şeffaf ve öngörülebilir bir yapının kurulacağını göstermektedir.
7.1. Dijital Varlıkların (Digital Assets) Tespiti ve Korunması
Dijital varlıkların miras hukukundaki artan önemi, uygulayıcıları yeni hukuki araçlar geliştirmeye zorlamaktadır. Kripto paralar, çevrim içi hesaplar ve dijital lisanslar terekenin aktif unsurları arasında yer almaktadır. Mirasçılar, bu varlıklar üzerindeki haklarını koruyabilmek için dijital terekenin sistematik biçimde tespit edilmesini talep etmektedir. Uygulayıcılar, teknik ve hukuki yöntemleri birlikte kullanarak dijital mirasın güvenli şekilde intikalini sağlamaktadır.
7.2. Uluslararası Adli Yardımlaşma ve Tebligat Stratejileri
Sınır ötesi miras davalarında adli yardımlaşma, sürecin sağlıklı ilerlemesini mümkün kılmaktadır. Yetkili makamlar, uluslararası sözleşmeler ve ikili anlaşmalar yoluyla tebligat işlemlerini etkin biçimde yürütmektedir. Bu stratejiler, mirasçıların yargısal süreçlerden zamanında haberdar olmasını sağlamaktadır. Etkin tebligat, hak kayıplarını önleyerek yargılamanın adil ve hızlı şekilde tamamlanmasına katkı sunmaktadır.
7.3. Sonuç: Küresel Adalet Çerçevesinde Statü Birliği ve Mülkiyet Güvencesi
Küresel adalet anlayışı, uluslararası miras hukukunda statü birliğini temel hedef olarak benimsemektedir. Türk ve Alman hukuk sistemleri, bu hedef doğrultusunda mülkiyetin sınır ötesi intikalinde hukuki belirsizlikleri azaltmaktadır. Uygulayıcılar, bağlama kurallarını ve tanıma mekanizmalarını etkin biçimde kullanarak mirasçıların haklarını korumaktadır. Sonuç olarak bu sistematik yaklaşım, mülkiyet güvencesini güçlendirmekte ve uluslararası miras uyuşmazlıklarında hukuki istikrar sağlamaktadır.

