Türkiye ve Almanya Arasında Sınır Ötesi Miras Hukuku
Milletlerarası özel hukuk, devletlerin egemenlik alanlarının kesiştiği noktalarda mülkiyet haklarını korur. Türkiye ve Almanya arasındaki mülkiyet hareketliliği, hukukçuları dinamik çözümler üretmeye zorlamaktadır. Statik kurallar, sınır ötesi miras vakalarındaki karmaşık yapıları kavramakta genellikle yetersiz kalır. Çünkü 5718 sayılı Kanun, uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun belirlenmesinde anahtar rol oynar.
Özellikle taşınmazlar için öngörülen lex rei sitae ilkesi, hukukumuzda önemli bir istisnadır. Bu durum, bir terekenin farklı hukuk düzenlerine göre tasfiyesini bir gerçeklik kılar. Ankara ve Berlin arasındaki hukuki uyum, ikili antlaşmaların derinlemesine analizini gerektirmektedir. Dolayısıyla bu uyum süreci, her iki ülkenin mülkiyet rejimlerinin doğru anlaşılmasını şart koşar.
Mülkiyet Rejimleri ve Hukuki Gelenekler
Mülkiyet haklarının korunması, modern ve özgür hukuk devletlerinin en önemli öncelikleri arasındadır. Türk ve Alman hukuk sistemleri, kendi içlerinde köklü hukuki geleneklere sahiptir. Bu farklar, özellikle taşınmaz niteliğindeki miras mallarının hukuki değerlendirmesinde belirginleşmektedir. Alman hukukundaki mirasın birliği ilkesi, emredici Türk kuralları ile sınırlandırılır.
Kanunlar ihtilafı kuralları, bu noktada ilgili maddi normların uygulama alanını tayin eder. Sonuç olarak murisin son yerleşim yeri, sürecin temel bağlantı noktalarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte uluslararası sözleşmeler, bu karmaşık süreçte taraflara güvenilir bir öngörülebilirlik sunar. Ayrıca hukuki belirlilik, mirasçıların haklarını küresel ölçekte koruma altına alan en temel unsurdur.
Taşınmaz Mallarda Kesin Yetki ve Uygulama
Taşınmazın bulunduğu yer hukuku, mülkiyetin devri konusunda münhasır bir yetki bahşeder. Alman vatandaşlarının Türkiye’deki taşınmazları üzerindeki tasarrufları, doğrudan Türk Medeni Kanunu’na tabidir. Bu hukuki durum, mirasçıların için Türkiye’de dava açma zorunluluğunu beraberinde getirmektedir. Zira saklı payın tamamlanması davaları, iki ülkenin farklı sistemleri nedeniyle zorlaşmaktadır.
Mirasın parçalanması sistemi, terekenin Türk ve Alman hukukuna göre tasfiyesini öngörür. Bu ikili yapı, mirasın adil paylaşımı için yüksek seviyede hukuki hassasiyet gerektirir. Hukuki güvenlik, ancak bu çok boyutlu normatif farkların doğru analiziyle tesis edilir. Nitekim mülkiyetin intikali, her iki devletin usul hukukuna tam uyumu gerektirmektedir.
Karşılıklılık İlkesi ve Belge Geçerliliği
Miras hukukunda yabancılık unsuru, sadece uygulanacak maddi hukuku değil, usul hukukunu da etkiler. Türkiye ve Almanya arasındaki hukuki ilişkiler, karşılıklılık esasına dayalı bir protokol çerçevesinde şekillenir. Bu iş birliği, mirasçıların kimlik tespiti ve hak sahipliğinin ispatı süreçlerinde kendisini gösterir.
Alman makamlarından alınan belgelerin Türk mahkemelerinde delil statüsü kazanması, belirli tasdiklere bağlıdır. Belge geçerliliği, sınır ötesi mülkiyet uyuşmazlıklarının çözümünde teknik bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Adli yardımlaşma süreçleri, mirasın intikalinde bürokratik engellerin aşılması için gerekli zemini oluşturur. Bundan dolayı taraflar, belgelerin uluslararası geçerliliğini sağlayan apostil süreçlerini titizlikle takip etmelidir.
Hukuki Niteleme ve Kamu Düzeni Denetimi
Terekedeki varlıkların nitelendirilmesi, hangi hukuk kuralının öncelikle uygulanacağını belirleyen en kritik aşamadır. Taşınır mallar murisin milli hukukuna tabi iken, taşınmazlar için yerel kanunlar uygulanır. Bu ayrım, mirasçıların pay oranlarından saklı pay alacaklarına kadar tüm dengeleri değiştirebilir.
Türk mahkemeleri, mülkiyetin kamu düzenine aykırı şekilde el değiştirmesine asla izin vermemektedir. Alman yargı yetkisindeki kararların Türkiye’de icra edilmesi, tanıma ve tenfiz prosedürlerine tabidir. Ancak bu sayede, yabancı bir veraset ilamı Türk tapu sicilinde hüküm doğurabilir. Hukuki süreçlerin bütünlüğü, ancak maddi hukuk ile usul hukukunun hatasız birleşimiyle sağlanır.
Vatandaşlık Statüsü ve Nüfus Kayıtları
Sınır ötesi miras vakalarında, tarafların vatandaşlık statüsü de uygulanacak hukuku doğrudan belirlemektedir. Çok vatandaşlığa sahip bireylerin terekeleri, MÖHUK uyarınca daha karmaşık bir inceleme gerektirir. Türk hukuku, bu gibi durumlarda mülkiyetin korunması için en yakın irtibatlı hukuku aramaktadır.
Özellikle murisin yaşam merkezi ve aile bağları, hukuki niteleme aşamasında dikkate alınan verilerdir. Buna ek olarak, mirasçıların haklarını korunması için her iki devletin nüfus kayıtları uyumlu olmalıdır. Kayıtlar arasındaki çelişkiler, yargılama sürecini durduran veya mülkiyet intikalini geciktiren ciddi engellerdir. Bu engellerin aşılması, ancak iki ülke mevzuatının eş zamanlı ve titiz şekilde yönetilmesiyle mümkündür.
İspat Araçları ve Usul Hukuku Güvenliği
Uluslararası mülkiyet davalarında, tarafların sahip olduğu ispat araçları davanın seyrini doğrudan etkiler. Mirasçılık sıfatının ispatı, hem Türk hem Alman resmi makamlarından alınan belgelerle gerçekleştirilir. Ancak belgelerin tercüme edilmesi ve yasal tasdik süreçleri zaman alıcı bir süreçtir.
Bu aşamada yapılan usuli hatalar, mülkiyetin tescili önünde aşılması güç engeller oluşturur. Dolayısıyla her adımın, uluslararası hukuk normları ve yerel mevzuatla tam uyumlu olması gerekir. Hukuki öngörülebilirlik, mirasçıların haklarını yasal zeminde aramasını kolaylaştıran en önemli faktördür. Sonuç olarak terekedeki varlıkların korunması, bu teknik süreçlerin titizlikle takip edilmesine bağlıdır.
NOMER, Ergin, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2022, s. 310.
DOĞAN, Vahit, Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara, Savaş Yayınevi, 2021, s. 485.
ŞANLI, Cemal, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2021, s. 292.
MÖHUK m. 1.
ERDEM, B. Bahadır, Miras Hukukuna Uygulanacak Hukuk, İstanbul, Beta, 2020, s. 112.
ÇELİKEL, Aysel, “Mirasın Parçalanması İlkesi”, MÖHUK Dergisi, 2021, s. 45.
GÜNGÖR, Devrim, “Türk-Alman Miras Hukuku”, AÜHFD, 2019, s. 118.
T.C. Anayasası m. 35.

