Miras Hukukunda Uygulanacak Hukukun Tayini ve Bağlanma Noktaları
Miras uyuşmazlıklarında yetkili hukukun tayini, yüksek karmaşıklığa sahip bir süreç teşkil eder. Zira 5718 sayılı MÖHUK madde 20, bu ihtilafların çözümü için birincil dayanaktır. Kanun, mirasın kural olarak murisin milli hukukuna tabi olduğunu açıkça düzenlemektedir. Bu düzenleme, tüm taşınır mal varlığının sınır ötesinde tek elden tasfiyesini hedefler. Hukuki uygulamada ise miras mallarının nitelendirilmesi aşamasında sıklıkla çatışmalar meydana gelmektedir. Ölüm anındaki vatandaşlık bağı, murisin hangi milli hukuk sistemine bağlanacağını belirler. Dolayısıyla Alman vatandaşlarının taşınır malları, doğrudan Alman Medeni Kanunu’nun maddi hükümlerine tabidir. Hak sahiplerinin korunması, ancak bu bağlantı noktalarının net şekilde tanımlanmasıyla mümkündür.
Taşınmaz Mallarda Ulusal Egemenlik ve Türk Hukuku
Türkiye’de bulunan taşınmazlar için ise istisnasız olarak Türk iç hukuku uygulanmaktadır. Bu emredici hüküm, devletin mülkiyet rejimi üzerindeki ulusal egemenlik ilkesinden kaynaklanır. Taşınmazın bulunduğu yer hukuku, bu özel alanda genel kural olan milli hukuku dışlar. Bu ayrım, hukuk doktrininde mirasın parçalanması olarak bilinen hukuki olguya yol açar. Bu durum, terekedeki taşınır ve taşınmaz malların hukuken birbirinden ayrılması demektir. Taşınmazlar Türk Medeni Kanunu hükümlerine, taşınır varlıklar ise Alman hukukuna göre işlem görür. Bu tür örtüşmeler, hukukçulardan her iki ülkenin normları hakkında derin bilgi bekler. Çünkü teknik eksiklikler, miras ortaklığının tasfiyesinde hak sahipleri için ciddi kayıplar doğurur.
Alman Hukuku ile Türk Tapu Rejimi Arasındaki Uyum
Alman hukukunda yer alan mirasın birliği ilkesi, bu noktada kesin sınıra dayanır. Türk kanun koyucu, kendi hukukunu uygulayarak tapu sicilinin hukuki bütünlüğünü korumaktadır. Bu tercih, ülke sınırları içindeki hukuki işlemlerin öngörülebilirliğine ve güvenliğine hizmet eder. Yabancı mirasçılar, bu sebeple mülkiyet devri için Türk resmi şekil şartlarına uymalıdır. Alman veraset ilamlarının tapu tescili için doğrudan kabul edilmesi hukuken mümkün değildir. Resmi belgelerin sunumu, uluslararası tasdik ve apostil şerhi gerekliliklerini mutlaka tam karşılamalıdır. Sunulan her belge, Türk makamları tarafından kamu düzenine uygunluk açısından titizlikle incelenir. Bu süreç, farklı hukuk sistemlerinin katılımına rağmen mülkiyetin devamlılığını garanti altına alır.

İradi Seçim Sınırları ve Kamu Düzeni Engeli
Hukuk kurallarının seçiminde murisin sağlığında yapabileceği iradi seçimler de büyük önem taşır. Ancak Türk hukuku, taşınmazlar üzerindeki hukuk seçimini kamu düzeni gerekçesiyle sınırlandırmaktadır. Bu sınırlandırma, yabancı uyruklu kişilerin Türkiye’deki mülkiyet haklarının takibini daha teknik kılmaktadır. Bununla birlikte, terekedeki hakların tespiti için yerleşim yeri hukuku da ikincil rol oynar. Murisin son ikametgahı, mirasçılık belgesi verilmesi sürecinde yetkili mahkemeyi doğrudan belirlemektedir. Bu sebeple taraflar, ölüm anındaki resmi ikamet kayıtlarını hatasız bir şekilde sunmalıdır. Belgelerdeki en küçük bir çelişki, tescil işlemlerinin durdurulmasına sebep olan bir etkendir. Sonuç olarak mülkiyetin kaderi, bu bağlantı noktalarının doğru ve eksiksiz tespitine bağlıdır.
Karşılıklılık Esası ve Yabancıların Hak Arama Özgürlüğü
Kanunlar ihtilafı kuralları, sadece iç hukuku değil uluslararası özel hukuk sözleşmelerini kapsar. Türkiye ve Almanya arasındaki karşılıklılık ilkesi, bu sürecin işleyişinde anahtar bir parametredir. Taşınmaz mülkiyeti kazanımında yabancılar için öngörülen kısıtlamalar, Tapu Kanunu çerçevesinde titizlikle incelenir. Alman vatandaşlarının miras yoluyla mülkiyet edinmesi, bu karşılıklılık sayesinde yasal olarak korunmaktadır. Fakat bu hakların kullanılması için Türk yargı mercilerinden onay alınması şarttır. Mahkeme süreci, yabancı hukukun Türk hukuk sistemiyle uyumlu hale getirilmesini sağlayan mekanizmadır. Bu uyumlaştırma, mirasçıların mülkiyet üzerindeki tasarruf yetkilerini yasal olarak meşru zemine oturtur. Bundan dolayı her miras dosyası, disiplinler arası bir hukuki yaklaşım ile ele alınmalıdır.
Mal Varlığının Nitelendirilmesi ve Tescil Süreçleri
Terekedeki her bir varlığın hukuki niteliği, uygulanacak normun kapsamını doğrudan etkileyen unsurdur. Örneğin fikri mülkiyet hakları veya banka hesapları, taşınır mal statüsünde değerlendirilmektedir. Bu varlıkların devri, murisin milli hukukuna tabi iken, taşınmazlar için yerel kanunlar uygulanır. Bu ayrım, mirasçıların pay oranlarından saklı pay alacaklarına kadar tüm dengeleri değiştirebilir. Lakin Türkiye’deki arazi, konut veya ticari yapılar için Türk mülkiyet hukuku esastır. Bu ikili yapı nedeniyle mirasçıların her iki hukuk sisteminde ayrı işlemler yapması gerekebilir. Hukuki netlik, bu iki farklı sürecin birbiriyle çelişmeyecek şekilde eş zamanlı yönetilmesini gerektirir. Mirasçıların haklarını kaybetmemesi adına sürelerin ve usul kurallarının takibi hayati önem taşır. Mülkiyetin korunması, hukuki bilginin operasyonel gerçeklikle birleştiği noktada tam anlamıyla mümkün olmaktadır.
1. NOMER, Ergin, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2022, s. 342.
2. MÖHUK m. 20 f. 1.
3. DOĞAN, Vahit, Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara, Savaş Yayınevi, 2021, s. 488.
4. ŞANLI, Cemal, Milletlerarası Özel Hukuk, İstanbul, Vedat Kitapçılık, 2021, s. 295.
5. ERDEM, B. Bahadır, Miras Hukukuna Uygulanacak Hukuk, İstanbul, Beta, 2020, s. 135.
6. MÖHUK m. 20 f. 3.
7. PALANDT, Otto, Bürgerliches Gesetzbuch (BGB) Kommentar, Münih, 2023, § 1922.
8. GÜNGÖR, Devrim, “Türk-Alman Miras Hukuku”, AÜHFD, 2019, s. 130.


