marka hukuku
Marka bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini başka bir teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması şartıyla, kişi adları dâhil özellikle kelimeler, şekiller, harfler, sayılır, malların biçimi veya ambalajları gibi, çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri kapsar. Marka mal veya ambalajıyla ile birlikte tescil ettirilebilir. Bu durumda mal veya ambalajın tescili marka sahibine mal veya ambalaj için inhisari bir hak sağlamaz ( Markaların Korunması Hakkında 556 Sayılı KHK Madde 5)

Bu tanımlardan bir sonuç çıkarmak istersek markanın 4 temel fonksiyonu olduğunu söyleyebiliriz. Bu fonksiyonlar birbirinden bağımsız apayrı fonksiyonlar değil tersine birbiriyle iç içe geçmiş fonksiyonlardır.

Bunlardan biri kaynak gösterme fonksiyonudur. Marka ;sahibinin kim olduğunu gösterir.
Bir diğer fonksiyonu Ayırt edici fonksiyonudur.
Farklı markalarda iki ürün fonksiyonu vardır. Bir markanın, diğerinden üstün olduğunu görmeden söyleyebiliyorsak, işte markanın kalite fonksiyonunun en büyük göstergesi budur. Günümüzde firmalar ürün hizmetlerinin tüketicilerin aklında kaliteli mal olarak kalmasını istedikleri için, sadece ürüne veya hizmete değil, aynı zamanda markalarına da ciddi bir yatırım yapmak durumundadır.

Markanın son fonksiyonu Reklam fonksiyonudur. Nihayetinde markaya yatırım yapmak dediğimizde de, reklam fonksiyonuna işaret etmekteyiz. Firma, ürünün tanıtımını, reklam ve her türlü tutundurma çalışmalarını yaparken markasını kullanır.

Türkiye’de yapılan en büyük hatalardan biri, öncelikle marka piyasaya sunulur, marka tutarsa en son tescil edilmesi planlanır. Oysa gelişmiş ülkelerde piyasaya çıkacak olan marka öncelikle tescil edilir ve işlemler sonuçlandıktan sonra piyasaya sunulur. Piyasaya sunulduktan sonra tescil işleminin gerçekleşmesi, markaya yapılan yatırımların boşa gitmesine sebep olur. Piyasaya sunulan markaların daha önce başkası tarafından tescil edilmiş ya da başvurusu yapılmış olma ihtimali yüksektir.

Her gün karşılaştığımız bu markalardan bazıları çok büyük yatırımlar ve araştırmalar sonucu diğerlerinin arasından sıyrılıp müşteri sayısını artırdı. Bu kadar markanın içinde aklımıza gelen bir güvenlik sorunu da var elbette, “Markanın Güvenliği”. Üzerinde emek harcadığınız, onca yatırım yaptığınız markanızın güvenliğini kim sağlayacak? Yoksa bu markaların ne olacağı mı beklenilecek? İkinci yol seçilirse markanızı gören, müşterilerinizi alarak kendi payını artırmak isteyen firmalar sizden önce markanızı tescil ettirecektir. Bu yol elbette ahlaki bir yol değildir ama ticaret hayatında bu durumlarla oldukça sık karşılaşmaktayız. Bilinçli firmalar markalarına yatırım yapmadan önce, markasının güvenliğini sağlamayı düşünüyor artık ve bu süreci bir an önce sonuçlandırmak için bir an önce tescil sürecini başlatıyorlar ki sonunda aksi bir durum meydana gelmesin. Bu aksi durumda düzeltilmesi neredeyse imkânsız bir duruma dönüşüyor. Şöyle ki, yatırım yaptığınız ambalajlarda kullandığınız, reklamını verdiğiniz marka bir de bakıyorsunuz ki tescilli ve yaptığınız onca yatırım birden çöpe gidiyor.

Ya da markanızı başka biri tescil ettiriyor sizin hakkınız olmasına rağmen dava süreciyle uğraşıyor, haklılığınızı ispata çalışıyor ve zaman kaybediyorsunuz. Marka taklidinin çoğaldığı günümüz ticaretinde etik olmayan davranış-Taklit ürün gibi- gösteren firmalarla savaşmanın tek yolu markanızı tescil ettirmektir.

Marka hakkına tecavüz teşkil eden haller, KHK’nin 61. maddesinde sayılmıştır buna istinaden KHK’nin 62. Maddesinde de marka hakkı, tecavüze uğrayan marka sahibinin açabileceği hukuk davaları belirtilmiştir. Belirtilen maddelere kısaca değinecek olursak, tescilli marka sahibinin haklarının korunması esastır buna dayanarak hak sahibi taklit ile karşılaştığı zaman karşı tarafa maddi manevi tazminat davası açabilmekte, mal toplatılması isteyebilmekte böylece markasını koruyabilmektedir.
avukat Kenan Uysal