irade bozuklukları

irade bozuklukları

1. Yanılmanın hükümleri

MADDE 30- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme ile bağlı olmaz.
2. Yanılma hâlleri
a. Açıklamada yanılma
MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini açıklamışsa.
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa.
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b. Saikte yanılma
MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.
c. İletmede yanılma
MADDE 33- Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.
3. Yanılmada dürüstlük kuralları
MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır.
4. Yanılmada kusur
MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.
Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.
III. Korkutma
1. Hükmü
MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat ödemekle yükümlüdür.
2. Koşulları
MADDE 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1. Genel olarak
a. Temsilin hükmü
MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.
b. Temsil yetkisinin içeriği ve derecesi
MADDE 41- Başkası adına ve hesabına temsil kamu hukukundan doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere; temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o hukuksal işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre belirlenir.
2. Hukuki işlemden doğan yetki
a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
MADDE 42- Temsil olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez.
b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
MADDE 43- Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflas etmesi durumlarında sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c. Yetki belgesinin geri verilmesi
MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1. Onama hâlinde
MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.
2. Onamama hâlinde
MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
MADDE 48- Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.

 

 İRADE İLE İRADE AÇIKLAMASI ARASINDAKİ UYGUNSUZLUK HALLERİ

İradenin dışa yansıtılmasına irade açıklaması (irade beyanı) denir.

1) BİLEREK YARATILAN UYGUNSUZLUK HALLERİ

  1. a) Tek tarafın isteği ile yaratılan uygunsuzluk halleri
  2. aa) Latife (şaka) Beyanı: Beyanda bulunan kimse, ciddi olmayarak ve karşı tarafın beyanını ciddiye almayacağı kanısından hareket ederek, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunursa bu durum ortaya çıkar. Şaka beyanı kural olarak yapan kişiyi bağlamaz. Fakat beyanın niteliğine ve yapılış şekline göre karşı tarafça ciddiye alınan ve objektif olarak ciddiye alınması mümkün olan beyan sahibini bağlar. Beyan sahibi için hata sebebiyle iptal mümkündür.
  3. bb) Zihni Kayıt: Bir kimse beyan ettiği şeyi istemiyorsa zihni kayıt söz konusu olur. Bu beyan sahibini bağlar.
  4. b) İki tarafın isteği ile yaratılan uygunsuzluk hali (MUVAZAA – Danışıklık)

Muvazaa; bir sözleşmede her iki tarafın iradeleriyle beyanları arasında bilerek ve isteyerek oluşturdukları uygunsuzluktur. İkiye ayrılır:

  1. aa) Mutlak (adi) muvazaa: Taraflar gerçekte hiçbir işlem yapmadıkları halde 3. kişilere karşı bir işlem yapmış gibi görünmek konusunda anlaşırlar.
  2. bb) Nisbi (mevsuf) muvazaa: Taraflar aralarındaki gerçek işlemi görünürdeki işlemin arkasına gizlemek konusunda anlaşırlar.

Mutlak muvazaada görünürdeki işlem ve muvazaa anlaşması olmak üzere iki işlem varken nisbi muvazaada bu iki işleme ek olarak bir de gizli işlem vardır.

Muvazaanın hükümleri: Gerek mutlak gerekse nisbi muvazaada görünürdeki işlem hükümsüzdür. Nisbi muvazaadaki gizli işlem ise şekil şartlarına uygun olarak yapılmışsa geçerlidir.

Görünürdeki işlemin geçersiz (batıl) olduğu taraflarca ve hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerce ileri sürülebileceği gibi hakim de re’sen bu durumu dikkate alır. Muvazaalı işlemin resmi memur önünde yapılmış olması, sözleşmenin butlanını ileri sürmeye kural olarak engel değildir.

Muvazaalı işlemin geçersiz olduğu kural olarak iyi niyetli olsalar bile 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir. Fakat yazılı borç ikrarına dayanarak muvazaalı alacağı kazanan iyi niyetli 3. kişiye karşı borçlu muvazaa iddiasında bulunamaz.

Muvazaanın İspatı: Hukuki işlemin muvazaalı olduğunu ileri süren taraf iddiasını ispatla yükümlüdür. Muvazaalı işlem adi bir senede veya resmi senede bağlanmışsa, taraflar muvazaa iddialarını tanıkla ispatlayamazlar. Hukuki işlem resmi şekilde yapılmış olsa dahi taraflar muvazaa iddialarını adi senetle ispatlayabilirler.

Hukuki işleme taraf olmayan üçüncü kişiler, muvazaa iddialarını (söz konusu işlem adi veya resmi bir senede bağlanmış olsa bile) tanıkla ispatlayabilirler.

 

2) İRADE İLE BEYAN ARASINDA İSTENMEYEREK MEYDANA GELEN UYGUNSUZLUK HALLERİ (İRADE SAKATLIĞI – FESATLIĞI HALLERİ)

  1. a) HATA: İrade ile beyan arasındaki uygunsuzluk iradesini açıklayan tarafın dikkatsizliğinden ileri gelir. Hata sebebiyle bir sözleşmenin iptal edilebilmesi için düşülen hatanın esaslı hata olması gerekir. Esaslı hata halleri; sözleşmenin niteliğinde, konusunda, karşı tarafında (şahısta) hata ve önemli miktar hatalarıdır. Karşı tarafın şahsında yapılan hatanın esaslı olması için, onun kimliği dikkate alınarak böyle bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir. Söz konusu hata türleri beyanda hata halleridir. Bu esaslı hata halleri sınırlı değildir. Adi hesap yanlışlığı ise esaslı hata sayılmaz.

Kural olarak saik hatası esaslı hata sayılmaz. Ölüme bağlı tasarruflarda ise saik hatası vasiyetnamenin iptaline sebep olabilir. Saikte hata bir kimsenin yanlış bazı tahminler ve değerlendirmeler sebebiyle beyanda bulunması durumunda ortaya çıkar. Saikte hataya düşen kişi hata ettiği hususu bilseydi sözleşmeyi yapmayacak idiyse ve hataya düşülen hususlar ticari doğruluk kurallarına göre de sözleşmenin lüzumlu vasıflarından sayılabiliyorsa bu hata temel hatasına dönüşür.

Hataya düşen taraf, iyi niyet kurallarına aykırı bir şekilde ona dayanamaz. Hataya düşen tarafın yapmak istediği sözleşmeyi diğer taraf yapmaya hazır olduğunu bildirirse hataya düşen artık sözleşmeyi iptal edemez.

Hataya düşen kişi hataya düşmekte kusurlu olsa bile yine de sözleşmeyi iptal edebilir. Fakat bu durumda diğer tarafın zararını karşılaması gerekir. Bu zarar menfi zarardır (sözleşmenin geçersiz olmasından dolayı ortaya çıkan zarar). Hakkaniyet gerektiriyorsa müsbet zarar (sözleşmenin yerine getirilmemesinden doğan zarar) da istenebilir. Ancak diğer taraf hatayı biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa tazminat ödenmesi gerekmez.

  1. b) HİLE (ALDATMA): Bir kişiyi sözleşmeye yapmaya yöneltmek amacı ile onda bile bile yanlış kanaat uyandırılması veya zaten mevcut yanlış kanaatin devam ettirilmesidir. Hile de irade ile beyan arasında bir uygunsuzluk bulunmamaktadır. Hile, iradenin oluşumu esnasındaki sakatlık halidir.

Hilenin koşulları; belli konularda aldatma, aldatma kasdı ve aldatma ile sözleşmenin yapılması arasında illiyet bağlantısının bulunmasıdır.

Hile sözleşmenin karşı tarafınca yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Fakat 3. kişinin yaptığı hile sebebiyle sözleşmenin iptali için diğer tarafın 3. kişinin hilesini bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir. Karşı taraf üçüncü kişinin hilesini bilmiyorsa hata hükümlerine dayanılması mümkündür.

Hileye maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etse bile, sözleşmenin geçerli olmamasından doğan zararını karşı taraftan isteyebilir. Sözleşmeye icazet verilmiş olması, zararın istenilmesinden vazgeçme anlamına gelmez.

  1. c) İKRAH (KORKUTMA, TEHDİT): Bir kimse kendisine veya yakınlarından birine (cana veya mala) bir zarar verileceği tehdidi altında sözleşme yapmaya zorlanır.

İkrah karşı tarafça yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Hileden farklı olarak, sözleşmenin iptal edilebilmesi için, 3. kişinin yaptığı tehdidi işlemin karşı tarafının bilmesi gerekmez. Karşı taraf  3. kişinin ikrahını bilmiyorsa ve ikraha maruz kalan sözleşmeyi iptal  ederse (ve hakkaniyet de gerektiriyorsa) diğer tarafın zararını gidermekle yükümlüdür.

İkrahın varlığı için, ciddi olması, derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması, ikraha maruz kalanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kişiliğine veya malına yönelik olması, hukuka aykırı bulunması ve korkutulanı o hukuki işlemi yapmağa yöneltmiş olması gerekir.

İkraha maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etmiş olsa bile, uğradığı menfi zararın tazminini karşı taraftan isteyebilir. İkrah ile yapılmış sözleşmeye icazet verilmiş olması, tazminat talebinden vazgeçme sonucunu doğurmaz.

İRADE SAKATLIĞI HALLERİNİN SONUÇLARI: Bu hallerin yaptırımı iptal edilebilirliktir. Bu hallere uğrayan kişi sözleşmeye bağlı değilken karşı taraf sözleşmeyle bağlıdır.  Bu hallere maruz kalan kişi hata veya hileyi öğrendiği, ikrahın ise etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıl içinde (hak düşürücü süre) sözleşmeyi iptal edebilir. İptal etmezse sözleşmeye icazet (onay) vermiş sayılır.

 

. SÖZLEŞME SERBESTLİĞİ VE SINIRLARI: Sözleşme serbestliği, tarafların bir sözleşme yaparken onun içeriğini ve kapsamını diledikleri gibi belirleyebilmeleridir. Sözleşme serbestliği kavramına, sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, dilediği sözleşmeyi seçme ve sözleşmenin içeriğini dilediği gibi değiştirme serbestlikleri girer. Sözleşme serbestliği ilkesi, irade özerkliği prensibinin borçlar hukukundaki yansımasıdır.

1) Sözleşme serbestliğinin sınırları: Sözleşmenin konusu kanunun emredici kurallarına, kamu düzenine, kişilik haklarına ve ahlaka aykırı olamaz. Aynı zamanda sözleşme konusu edimin yerine getirilmesi başlangıçta objektif olarak imkansız da olamaz.

Tarafların, hukuk düzeninin yasakladığı hukuki veya ekonomik bir sonucu elde etmek için, yapılmasına hukuken izin verilen başka bir işlem yapmaları durumunda kanuna karşı hile söz konusu olur. Kanuna karşı hileye bağlanan yaptırım, hileli olarak yapılan ve kanun tarafından yasaklanan işlemin tabi olduğu yaptırımdır.

2) Sınırların aşılmasının yaptırımı: Sözleşme serbestiliğinin sınırlarının ihlali durumunda söz konusu sözleşme mutlak butlanla sakat olur. Böyle bir sözleşme yapıldığı andan itibaren kendiliğinden geçersizdir. Bu geçersizliği taraflar ve ilgili üçüncü kişiler ileri sürebileceği gibi, hakim de re’sen dikkate alır.

Sözleşmenin kapsadığı hükümlerden bir kısmının geçersizliği sözleşmenin tamamının batıl olmasını gerektirmez. Bu halde kural olarak sadece o kısım geçersiz sayılır. Buna kısmi butlan denir. Fakat, geçersiz sayılan hükümden yararlanan taraf, söz konusu hükmün batıl olduğunu bilseydi sözleşmeyi yapmayacağını ispatlayabilirse, sözleşmenin tamamı batıl olur.

 

XIV. GABİN (AŞIRI YARARLANMA): İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin darda kalmasından (müzayaka halinde bulunmasından), düşüncesizliğinden (hiffetinden) veya tecrübesizliğinden yararlanılarak edimler arasında yaratılan açık oransızlıktır. Gabinin iki şartı vardır:

 1) Objektif şart: Edimler arasında açık oransızlığın bulunması.

2) Sübjektif şart: Bu açık oransızlığın karşı tarafın zorda kalmasından, düşüncesizliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak meydana getirilmesidir.

Gabinin Hükümleri: Gabinle sakatlanan sözleşmenin hükümleri aynı irade bozukluğu hallerinde olduğu gibi askıdadır. Gabine maruz kalan kişi sözleşmenin yapılmasından itibaren 1 yıl içerisinde (hak düşürücü süre) sözleşmeyi iptal edebilir. Hakim sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden dikkate almak zorundadır

Gabin halinde hile veya ikrahta olduğu gibi zarara uğrayan kişi karşı taraftan tazminat isteyebilir.

 

  1. HUKUKİ İŞLEMLERİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ

1) Yokluk: Bir işlemin meydana gelebilmesi için bulunması gerekli olan kurucu unsurlardan birinin veya bir kaçının bulunmaması durumunda o işlem yoklukla sakattır.

2) Batıl hukuki işlemler (mutlak butlan): Belli bir sakatlık sebebiyle baştan itibaren geçersiz olan işlemlerdir.

İşlemi yapan kişi tam ehliyetsizse, geçerlilik şartı olarak şekil aranan hallerde şekle uyulmamışsa, işlem muvazaalı ise, işlemin konusu hukuka, ahlaka, kişilik haklarına aykırı ise ve işlemin konusu başlangıçta objektif olarak imkansızsa söz konusu işlem mutlak butlanla sakat olur.

Batıl olan bir işlem baştan itibaren geçersizdir. Butlanı taraflar ve yararı olan 3. kişiler ileri sürebileceği gibi hakim de re’sen bu durumu dikkate alır. Batıl olan bir işlem, belli bir sürenin geçmesiyle veya butlan sebebinin ortadan kalkmasıyla veya edimlerin yerine getirilmesiyle geçerli hale gelmez.

Batıl işlemde edimler ifa edilmişse taraflar verdiklerini geri isteyebilirler. Fakat hukuka veya ahlaka aykırı bir amaç elde etmek için verilen şey geri istenemez.

Batıl bir işlemde kusurlu olan taraf kusursuz olan tarafın menfi zararını ödemekle yükümlüdür.

Tahvil (Dönüştürme): Özellikle şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz olan bir işlem, benzer sonuçlar doğuran diğer bir işlemin geçerlilik şartlarına sahipse ve tarafların yaptıkları işlemin batıl olduğunu bilselerdi onun yerine diğer işlemi yapmak isteyebilecekleri kabul edilebiliyorsa geçerli olan işlem, batıl olan işlemin yerini alır. Ör. noter huzurunda yapılan gayrı menkul satım sözleşmesinin gayrı menkul satım vaadi sözleşmesine dönüşmesi.

3) İptal edilebilen (nisbi butlan) hukuki işlemler: Kendiliğinden geçersiz olmayıp belli bir sakatlık sebebiyle iptal hakkına sahip olan kişi tarafından iptal edilebilen işlemlerdir. İptal hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır.

İptal edilebilen bir işlem, iptal edilebilme süresi içinde askıdadır. İptal hakkına sahip olan kişi işlemi iptal ederse, işlem yapıldığı andan itibaren geçersiz olur. Fakat bu kişi, işlemi süresi içinde iptal etmez veya işleme icazet verirse, işlem baştan itibaren ve kesin olarak geçerli hale gelir.

Hata, hile, ikrah ve gabin durumlarında bu hallere maruz kalan kimse sözleşmeyi iptal edebilir.

Avukat Kenan Uysal